![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
||||||||||||
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
||
|
|
|
|
|||||||||||||
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
#1 |
|
|
Yirmi İki Sultan Türbesi (Merkez) Manisa il merkezinde bulunan Yirmi İki Sultan Türbesi’nin kitabesi bulunmamaktadır Bu bakımdan yapımı ile ilgili bazı çelişkiler bulunmaktadır Bazı kaynaklar türbeyi XVyüzyıla tarihlendirilmektedir Bununla beraber Sultan II Mahmut (1808-1839) zamanında yapıldığı da ileri sürmektedir Manisa’da ölen 22 Osmanlı Sultanı için bu türbe yapılmıştır
Kesme taştan sekizgen planlı türbenin üzeri kubbe ile örtülmüştür Giriş ve mihrap duvarı dışında kalan duvarlara birer pencere açılmıştır Kuzey yönünden içeriye girilen yuvarlak taş kemerli kapısı bulunmaktadır Türbe içerisinde dışarı taşkın olmayan basit, yuvarlak bir mihrap bulunmaktadır İçeride sekizi kavuklu, olmak üzere yirmi iki sanduka bulunmaktadır Türbenin yanında daha önce bulunduğu söylenen cami Manisa yanağını sırasında yanmıştır Sonra da onarılmayıp yıktırılmıştır
__________________
![]()
|
|
|
|
|
|
#2 |
|
|
BODRUM SUALTI ARKEOLOJİ MÜZESİ
BODRUM KALESİ Bodrum Kalesi iki liman arasında, üç tarafı denizlerle çevrili kayalık bir yarımada üzerine kurulmuştur Kuzey yönünden karaya bağlıdır Kale kareye yakın bir plan göstermektedir 180 x 185 metre ölçülerindedir En yüksek yeri deniz seviyesinden 47,50 metre yükseklikteki Fransız kulesidir Bu kuleden başka İngiliz, İtalyan, Alman kuleleri ile Yılanlı kule olmak üzere dört kule daha vardır Kalenin doğu duvarı dışında kalan bölümleri, çift beden duvarı ile takviye edilmiştir Şövalyeler denizde güçlü bir donanmaları olduğu için, denizden yapılacak bir hücumu savuşturacaklarına inandıklarından, deniz surlarını zayıf bırakmışlar, kara tarafındaki surları kuvvetlendirmişlerdir İç kaleye, yedi kapı geçilerek ulaşılır Kalenin I kapısı kuzeybatı köşesindedir Kapıya karakol yanından bir rampa yol ile ulaşılır Rampa başlangıcında kapı meyilin arkasında kalmaktadır Böylece kapı direk top atışlarından korunmuş olmaktadır Mermer kapı lentosu üzerinde Yunanca bir yazıt bulunmaktadır 1512-1513 yıllarında kalede komutanlık yapan Jacques Gatineau, kalede casusluk edeceklerin cezalandırılacağını ihtar etmektedir Bu da şövalyelerin çevrede yaşayanlara güvenmediğini göstermektedir Kapıdan içeri girildiğinde kuzey hendeği diye adlandırdığımız bölüme ulaşılır Kapının iç tarafında üçlü bir arma grubu yer almaktadır Bodrum kalesinin duvarlarında 249 arma vardır Ayrıca 16 arma da müze bahçesinde sergilenmektedir Bu armalar genellikle birbirlerine benzemektedir Asılları boyalı olan bu armaların boyaları silindiği için bir kısmının kime ait olduğu bilinememektedir Armaların üzerlerinde haçlar, düz veya yatay bantlar, ejder ve aslan figürleri bulunmaktadır Kale burçlarında bulunan armaların bazılarında boya izleri hala görülmektedir Fransız kulesinin kuzeydoğu üst köşesindeki bayrak üzerinde, doğu duvarı, seyirdim yolunun Fransız kulesine bakan tarafında, Sen Katerin kabartmasında renk izlerine rastlanmaktadır Kalenin I kapısının iç tarafında bulunan, üçlü arma grubunun ortasındaki arma, kale komutanı Jacques Gatineau'ya aittir Armaların altındaki Latince yazıda "İnanç, Katolik kilisesi adına burada Gatineau tarafından korunacaktır" denmektedir Bu arma grubunun solunda, kapı lentosunun üzerindeki aslan Hellenistik Çağa aittir Aslı bir arma köprüsü olan tahta köprüden, eğimli taş yola ulaşılır Hendeğin içi liman yapılmadan önce kısmen deniz suyu ile dolmaktaydı Sağdaki moloz duvar, kale hapishane olarak kullanıldığı zaman ilave edilmiştir Kalın duvarlı, çatısı eğimli, büyük yapı top koruganıdır Hendeğin batıdan gelecek hücumlara karşı korunması için, üzerindeki armalardan anlaşıldığına göre 1513'te yapılmıştır Top mazgalları, hendek ve liman yönünde görülmektedir Limana girecek teknelerin su kesimine ateş edebilmek amacıyla deniz seviyesine yakındır Günümüzde kuzey hendeği Bodrum Festivali'nin yapıldığı, tiyatro oyunlarının oynandığı bir alan olarak değerlendirilmektedir Oturma kademelerinin gerisinde, hendeğin arkasında görülen mezar Roma Devrine aittir II kapı üzerinde en tepede taçlı bir kartalın bulunduğu üçlü bir arma grubu yer almaktadır Üçlü arma grubunun solunda tek bir arma yer almaktadır Bu kapının solunda iptal edilmiş bir kapı bulunmaktadır Üzerinde iki arma bulunmaktadır II kapı geçildikten sonra küçük bir avluya varılır Avlunun denize bakan yönünde içi dolgu olan liman kulesi bulunmaktadır Top koruganının girişi de buradadır Kapı lentosu üzerinde imparator Hadrianus'la ilgili Yunanca bir yazıt vardır Top koruganı halen sanat galerisi olarak kullanılmaktadır III kapı çok iyi korunmuş bir kapıdır Duvar içerisinde aşağıdan yukarıya doğru hareketli demir levha için kapı boşluğu ve yağ delikleri vardır III kapı üzerinde bize göre solda iki arma bulunmaktadır Tarikatın arması, sağda üstad-ı azam Guy de Blanchfort'un (1512-1513) arması vardır Alttaki haçlı armanın hangi şövalyeye ait olduğu bilinmemektedir Bu kapıdan geçilince batı hendeğine ulaşılır Sağda görülen beden duvarındaki yeşil taşların tümü Mausoleion'dan getirilmiştir IV kapının karşısındaki liman kulesi nişi içinde bir Romalı komutan heykeli bulunmaktadır Bu tür heykel gövdelerine çokça rastlanmaktaydı Bunların başları da ayrı yapıldığından yeni komutan geldiğinde, eski komutanın başı alınarak gövdeye yeni komutanın başı konuyordu IV kapı merdivenli bir tonoza açılır Kapı üzerinde dört arma bulunmaktadır IV kapıdan yukarı çıkmak yerine, batı hendeği içindeki iki taraflı ağaçlıklı yolda ilerlendiğinde, antik Halikarnassos ve çevresinden toplanmış sunaklar, lahitler ve çeşitli eserler izlenir Solda su deposundan başlayan taş duvar XIV yüzyıl ortalarında yapılmış Türk Kalesi'ne aittir Şövalyeler sonradan Mausoleion'un taşlarıyla burada izlenebileceği gibi, duvarları yükseltmişler ve kaleyi büyültmüşlerdir Şövalyeler hendekleri ulaşım yolu olarak kullanmamışlar, asma köprülerle iç kaleye ulaşmışlardır Hendeğin kapatıldığı güney duvarı üzerinde Mausoleion'un yeşil taşlarından yapılmış asma köprü ayağı görülebilir Ayağın iki yanındaki duvar, kale hapishane olarak kullanıldığında yapılmıştır Hendeğin sonundaki taş merdiven de sonradan ilave edilmiştir Merdivenin sağında duvar üzerinde görülen kabartmada Saint George'un ejderhayı öldürmesi gösterilmektedir Bu kabartmanın orijinal yeri burası değildir İç kaleden, İtalyan kulesinin kuzey duvarından getirilmiştir Saint George figürünün altında üç arma görülmektedir Merdiveni çıkınca karşımıza gelen kapı üzerinde, ortada Piere d'Aubusson'un tarikat haçı ile birleşik arması bulunmaktadır 1476-1503 yılları arasında Rodos'ta üstad-ı azam olarak görev yapmıştır Bir çok kere de Bodrum Kalesi'ni ziyaret etmiştir Kendisine sığınan Cem Sultan'ı tutsak ettiği için papa tarafından kardinal başlığı rütbesiyle ödüllendirilmiştir Arma üzerinde püsküllü kardinal başlığı görülmektedir Arma sarı zemin üzerine çatallı kırmızı haçtır Bundan başka iki arma daha vardır Kapıyı geçince sağda görülen küçük kule, asma köprünün kontrol kulesidir Bu kulenin batıdaki dış duvarı yüzünde II Mahmut'un tuğrası vardır Üzerinde hicri 1235 tarihi okunmaktadır Bu tuğra, sol alttaki Malta haçından da anlaşılacağı gibi bir şövalye armasının üzerine yazılmıştır İç kaleye girmek için geriye dönülüp, dar yol takip edilmelidir Solda kale duvarının üzerinde, yüksekçe bir yerde bir arma grubu vardır Bu arma ile ilgili bir fotoğraf sonradan kapatılmış mazgal deliklerinden birinde sergilenmektedir VI kapının üzerindeki Latince yazıtta "Efendimiz uyurken bizi koru, uyanıkken kurtar Senin koruman olmadıkça bizi kimse koruyamaz" denmektedir Yazıtın altında üçlü bir arma grubu bulunmaktadır Bu kapıdan geçilince kalenin güney bölümüne ulaşılır Burada çevre duvarı iki tanedir VII Kapının karşısında su yalağı olarak kullanılmış iki lahit bulunmaktadır VII kapı üzerinde üçlü bir arma grubu vardır Kesik tonozlu bir koridorla iç kaleye girilir Bu koridorun altında bir sarnıç bulunmaktadır İç kale girişi üzerinde de bir önceki arma grubu işlenmiştir İç kalede ve şapelin altında ondört sarnıç vardır Kale muhasara edildiği zaman, gerekli su bu sarnıçlardan sağlanabilmiştir Bu sarnıçlardan bazıları halen kullanılmaktadır İç avluda antik dünyanın ve yörenin tüm ağaç ve çiçeklerini görmek mümkündür Bunlardan biri defnedir (Grekçe'si daphne, Latincesi laurus) Anadolu'da zakkum diye bilinen bu ağaç çiçekleri ve yaz kış dökülmeyen yaprakları ile kaleyi süslemektedir Kralların ve soyluların gölgesini sağlıklı buldukları çınar ağacı kalenin orta avlusundadır Antik dünyada çok önemli yeri olan zeytin ağacı ile pek çok törende kullanılan mersin de yetiştirilmektedir Mersin Afrodit'in kutsal ağacı idi Kuşlardan güvercin, çiçeklerden de gül Afrodit'e adanmıştı Güvercinlerin selamlamalarıyla karşılaşmak ve gül kokularını duymak belki de kaleyi gezenlere Afrodit'i anımsatacaktır Adam otu tükenmekte olan bir bitkidir Bu yüzden kalede itina ile yetiştirilmektedir Bu otun tıpta anestezide kullanıldığı bilinmektedir Yaz boyunca en güzel moru açan ipek karanfilleri, her türlü rengi olan gülfatmaları (sardunya), çeşitli kaktüsleri, begonvilleri ve Kıbrıs akasyasından, çam, gölge ağacı, nar ve duta kadar Akdeniz iklimine uygun her türlü çiçek ve ağacı kalede görmek mümkündür
__________________
![]()
|
|
|
|
|
|
#3 |
|
|
Sultan Camisi ve Külliyesi Sultan Camisi ve Külliyesi (Merkez) Manisa Sultan Camisi yapı topluluğunu Yavuz Sultan Selim’in eşi Ayşe Hafsa Sultan 1522 yılında yaptırmıştır Bu külliyenin yapımı Manisa’nın gelişmesinde büyük rol oynamıştır Yavuz Sultan Selim zamanına kadar bu yer ağaçlık ve bahçelik idi Buradaki ağaçlar ve sular Timurtaş Paşa oğlu Ali Bey vakfındandı Hafsa Sultan bu külliyeyi yaptırmaya karar verince buradan bir bölüm satın alındı Belgeler yapım çalışmalarının Hafsa Sultan’ın ölümünden sonra da devam ettiğini göstermektedir Hafsa Sultan camiye cemaat toplamak üzere Ali Bey bahçesinden 20 evlik bir yeri ayırarak ev yapmak isteyenlere kiralama veya az bir para karşılığında satmayı vakfiyesinde şart koşmuştur Sultan Hamamı1538’de, Bimarhane 1539’da yapılmıştır Bu yüzden de Ali Bey mütevellisi ile Sultaniye mütevellisi arasında bir çok anlaşmazlık çıkmış ve konu padişah tarafından çözümlenmiştir Yapı topluluğu cami, sıbyan mektebi, hankâh, imaret ve iki medreseden meydana gelmiştir Sonraki yıllarda yapı topluluğuna darüşşifa ve çifte hamam eklenmiştir Medreselerden Dış Medrese olarak isimlendirilen medrese yıkılmış ve günümüze gelememiştir Kurtuluş Savaşı sırasında hankâh ve imaret yanmış ve yıkılmıştır Günümüzde bu yapıların yeri Sultan Parkı’na dönüştürülmüştür Yavuz Sultan Selim Çaldıran Savaşı’ndan sonra 1514’de Tebriz’e girmiş ve Osmanlı Ordusuna katılan Tebriz Türklerinden Acem Alisi’ni (Esir Ali) yanına almış ve Manisa’da yapılmasını düşündüğü külliyenin yapımı ile onu görevlendirmiştir Külliyenin yapımı için hazırlıklara başlanıldığı sırada Yavuz Sultan Selim ölmüş ve Şehzade Süleyman annesi Hafsa Sultan’ı Manisa’da bırakarak İstanbul’a dönmüş, 1520’de Osmanlı tahtına Kanuni Sultan Süleyman olarak oturmuştur Bu arada da Acem Ali (Esir Ali) Ser Mimarlığa getirilmiştir Sultan Camisi minarelerinden halka atılan Mesir macunu ile hemen herkesin bildiği bir camidir Caminin yapımına büyük olasılıkla 22 Mart 1521’de başlanılmıştır Hafsa Sultan h929 (1523) yılında vakfiyesini düzenletmiş ve yapı topluluğu 1523 yılı Ramazan ayında ibadete ve kullanıma açılmıştır XVI yüzyıl Klasik Osmanlı mimarisinin örneklerinden olan cami, kesme taş ve tuğladan yapılmış olup önünde beş bölümlü bir son cemaat yeri ile ibadet yeri merkezi kubbelidir Yapı topluluğu geniş bir avlu ortasındadır Avluya doğu, güney ve batı yönünden kemerli, kuzeyden ise kubbeli birer kapıdan girilmektedir Ayrıca batı duvarında bir güneş saati ile hünkâr mahfeline giriş kapısı bulunmaktadır Sultan Camisinin bir özelliği de Manisa’daki ezani saat ayarının buradaki muvakkithaneden yapılmış olmasıdırCami 16yüzyıl Osmanlı mimarisinin ildeki en önemli örneklerindendir Külliyenin ana binası olan cami, kesme taş ve tuğladan sade bir üslupla yapılmış, ortada bir büyük, yanlarda iki küçük kubbeyle örtülmüş, iki minareli bir camidir Mermer minberi oyma ve kabartmalıdır Ünlü Mesir Macunu’nun halka saçıldığı cami olması sebebiyle halk arasında Mesir Camii adıyla da anılmaktadır Cami kare planlı kesme taş ve tuğladan, oldukça sade bir üslupta yapılmıştır İbadet mekânının üzerini yüksek dikdörtgen bir kasnak üzerine yuvarlak kasnaklı bir kubbe örtmektedir Önünde yuvarlak kemerlere birbirine bağlanmış altı sütunun oluşturduğu üzeri kubbeli beş bölümlü bir son cemaat yeri bulunmaktadır Sütunları birbirine bağlayan kemerler beyaz ve kırmızıya yakın renklerde taşların alternatifli olarak sıralanmasından meydana gelmiştir Son cemaat yerinin giriş kapısı üzerinde sülüs yazı ile iki satırlı bir mısra yazılmıştır: “Bu mekan âşıkların kıblesi oldu, her kim buraya eksik gelirse tamam olur” Giriş kapısı üzerine de Arapça yazılı bir kitabe yerleştirilmiştir: Ümmü-üs-Sultan Süleyman-il mekin Kad benet Lillâhi beyt-es-sacidin Mamislühu kadcaeha tarihuhu Hüve Camiün e-ilmüttekin-il-hamidin Bu kitabenin son tarih mısraı ebced hesabına göre h929 (1522) yılını göstermektedir İbadet mekânını örten kubbe iki yarım kubbe ile desteklenmiştir Kubbenin sağ ve solundaki alçak çift kubbeler ortada birer sütunla duvarlara dayanmaktadır Caminin sol tarafındaki ikinci kapı sultanlara ayrılmıştır Mihrap mermerden olup stalâktitli olarak sona erer Mermer minber üzerinde “Cuma namazı gibi hutbeyi de dinlemek farzdır” anlamına gelen bir yazı bulunmaktadır İç mekân XVI yüzyıl çinileri, kubbede kalem işleriyle bezenmiştir Caminin iki yanındaki minareler kırmızı taştan kuşaklarla bölünmüş, taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir Avlunun ortasında şadırvan bulunmaktadır Ayrıca avluyu doğu yönünden itibaren dershane, medrese odaları, imaret, tabhane çevrelemektedir İmaret ve Hankâh: İmaret ve Hankâh, caminin batısında bulunuyordu Ayrıca imaretin mutfağı, odunluğu, helâları ve deposu bulunuyordu Bunların hepsi yıkılmış ve günümüze gelememiştir Hankâh ise on odalı idi Burada yapılan bir yüzey araştırmasında her iki yapının da temel izleri ortaya çıkarılmıştır Çifte Hamam: Caminin kuzey doğusunda geniş bir arsa üzerine Hafsa Sultan’ın hamamı yapılmıştır Doğu-batı yönünde uzanan çifte hamam dikdörtgen planlı idi Sultan Hamamı ismi verilen bbu çifte hamamın erkekler bölümü caminin bulunduğu meydana açılmaktadır Giriş kapısı üzerine de, Şair Alaşehirli zadenin Arapça altı mısralık bir kitabesi yerleştirilmiştir: “Kerem sahibi yüce Sultan ve Hükümdar Süleyman Han’ın anası Allah toprağını hayır ve ihsan etsin nuriyyle nurlandırsın Halk için geniş ve güzel yapılı bir hamam yaptı Allah günler bitinceye kadar bunu şerefli oyarak baki kılsın Buranın tam tarihini anlatmak için Alaşehirli oğlu şöyle dedi: Bu hamamların en güzelidir” Bu kitabenin son mısra ebced hesabına göre H946 tarihini göstermektedir Buna göre de hamamın 1539 yılında tamamlandığı anlaşılmaktadır Hamam yapılırken Hafsa Sultan ölmüştür Hamam soyunmalık, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden oluşmuştur Soyunmalığı stalâktitli büyük bir kubbe örtmektedir Kubbenin üzerinde bir aydınlık feneri bulunmaktadır Kubbe eteğindeki yedi pencere ile içerisi aydınlatılmıştır Ilıklık yan yana iki kubbe ile örtülüdür Bu kubbelerden birisinin stalâktitleri Osmanlı mimarisinin en güzel örnekleri arasındadır Sıcaklık da yıldız şekilli pencerelerin üzerinde bulunduğu büyük bir kubbe ile örtülüdür Ortadaki göbek taşının çevresinde 12 kurna sırlanmıştır Hamamın kuzeyindeki kadınlar bölümü erkekler bölümünün eşidir Darüşşifa: Darüşşifa, Sultan hamamının batısında, toprak seviyesinin biraz altında bulunuyordu Kapısı da günümüze gelemeyen imaret ve hankâhın olduğu yere açılıyordu Orta avlu etrafında sıralanmış kare planlı bir yapıdır Batısında üç, doğusunda iki, kuzeyde de eyvanların yanında ikişer kare planlı odası bulunuyordu Bu odaların içerisinde ocaklara da yer verilmiştir Ayrıca giriş köşelerine de dikdörtgen planlı iki oda daha yerleştirilmiştir Uzun süre harap olan darüşşifa l950’lili yıllarda onarılmıştır Kareye yakın dikdörtgen planlı olup kubbeli avlusunun ortasında şadırvanı vardır Kapısı üzerine de mermer bir kitabe yerleştirilmiştir; Bu dart Mader-i Sultan Süleyman Bina etti ki bâisi fahrr-ul-kuzat ol Emenatdar-ı Ehl-i Mekremettir Süal olunsa itmam-ı binası De tarihi mekam-ı âfiyettir Bu kitabe ebced hesabına göre H945 (1538) tarihini göstermektedirGünümüzde Darüşşifa, Sağlık Bakanlığı yönetimindedir Hafsa Sultan İstanbul'da ölmüş ve türbesi İstanbul Sultan Selim semtinde, öldükten altı yıl sonra Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır
__________________
![]()
Konu brawn_cam tarafından (02-25-2010 Saat 21:23 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
|
|
#4 |
|
|
Hatuniye Külliyesi (Merkez) Manisa il merkezinde Hükümet Konağı’nın yakınında bulunan Hatuniye Külliyesi’ni Sultan IIBayezıd’ın eşlerinden Hüsnüşah Hatun adına oğlu Şehzade Şehinşah, vakfiyesinden öğrenildiğine göre 1490-1491 yıllarında yaptırmıştır Külliye cami, sıbyan mektebi, han ve hamamdan meydana gelmiştir Yapı topluluğunun merkezini oluşturan caminin giriş kapısı üzerinde Hüsnüşah Hatun’un ismi geçmemekle beraber 1490-1491 tarihi yazılıdır Bu kitabenin üzerindeki talik yazılı dört satırlık ikinci kitabede Sultan Abdülmecit’in tamir ettirdiği yazılıdır Vakıf kayıtlarına göre cami 1611’de depremden, suyolları 1637 de, camide 1672 de onarılmıştır Cami, Osmanlı mimarisinde yan mekânlı veya ters T planlı, zaviyeli camiler gurubundandır Bu bölümlerin ara duvarları sonraki yıllarda kaldırılmış ve ibadet mekânına katılmıştır Caminin üzeri orta kubbe ile yanlarda onu destekleyen dört küçük kubbe ile üzeri örtülmüştür Önünde beş bölümlü bir son cemaat yeri vardır Duvarları bir sıra kesme taş, iki sıra yatay ve dikey tuğlalarla örülmüştür Günümüzde camekân içerisine alınan son cemaat yerinin orta kısmı ayna tonoz, yanları da kubbe ile örtülmüştür Sütunların başlıkları ise çevredeki antik yapılardan devşirme olarak getirilerek buraya yerleştirilmiştir Son cemaat yerinin ortasındaki ana kapıdan ibadet mekânına, sağ ve solundaki kapılarla da yan mekânlara girilmektedir Giriş kapısı mihrap eksenine göre sağa kaymış durumdadır İç içe iki kemer içerisine yerleştirilen giriş kemeri kırmızı ve beyaz mermerdendir Kanını iki yanında birer pencere, sağdakinin üzerinde de balkonlu bir pencere daha bulunmaktadır Ayrıca burada dışarı taşkın minare kaidesi bulunmaktadır Caminin duvar kalınlığı 095-115 mdir İbadet mekânı 2400x1115 m ölçüsündedir Buradaki yan kubbeler ortalarında silindirik birer niş olan iki ayağa oturmuştur Ana kubbe sekizgen bir kasnak üzerinde olup kasnağın her kenarında yuvarlak kemerli birer pencere vardır Mihrap yönündeki yan kubbeler diğerlerinden daha yüksektir Mihrap silme bir çerçeve içerisine alınmış, üzeri de mukarnaslı olarak sonuçlanmıştır Yanlarında ise ikişer kum saatine yer verilmiştir Ahşap minber Selçuklu üslubunda ahşaptan yapılmıştır Minberin etrafı Rumiler, Hatayiler ve geometrik motiflerle bezenmiştir Minberin kapısı üzerinde bir ayet yazılıdır Üzerindeki tarihten caminin yapımından dört yıl sonra 1495’de buraya konulduğu öğrenilmektedir Minare kare prizma kaide üzerinde, son cemaat yerinin sağında taş ve tuğla örgülüdür Kemerli bir girintiden sonra kısa ve dik bilezik gövdeyi süslemiştir Şerefe altı ise oldukça basit ve pahlıdır Sıbyan Mektebi: Caminin batısında yer alan sıbyan mektebi Fatih Sultan Mehmet ve Sultan II Beyazıt devirlerinde yapılmış örneklere benzemektedir Yazlık ve kışlık iki ayrı bölümden meydana gelmiştir Üzeri aynalı tonozla örtülmüştür Hamam: Caminin vakıfları arasında ismi geçen hamam Serâbad Mahallesi’nde 1940’lı yıllara kadar duruyordu Vakfiyede sabah erkeklere, öğleden sonra kadınlara ayrıldığı yazılıdır Bu bakımdan hamamın tek hamam olduğu öğrenilmektedir Han: Evliya Çelebi’nin “Tahıl Pazarı Hanı” kurşunludur Kale misali kırk kubbeli han-ı kebirdir, kim cümle Arap ve Acem bezirgânı anda meksederle İsmine Hatuniyyi hanı derler” diyerek sözünü ettiği hanın bugünkü Kurşunlu Hanı olduğu sanılmaktadır Bu han caminin güneyinden geçen yolun diğer tarafında kalmıştır Vakfiyesinde de altta otuz altı, üstte otuz sekiz odası, avlusu, ortasında havuzu, büyük bir ahırı, müştemilatı bitişiğinde de yirmi bir dükkânı olduğu belirtilmiştir Han 1643, 1677 ve1966 yıllarında onarılmıştır Günümüzde öğrenci yurdu olarak kullanılmıştır
__________________
![]()
|
|
|
|
|
|
#5 |
|
|
Muradiye Külliyesi (Merkez)
Muradiye Külliyesi (Merkez) Manisa Saruhan Mahallesi’ndeki Muradiye Külliyesi, şehre hâkim Spil Dağı eteklerinde bulunmaktadır. Yapı topluluğu cami, medrese, imaret, dükkanlar ve XIX.yüzyılda bunlara eklenen bir kütüphaneden meydana gelmiştir. Muradiye Külleyesi Sultan III.Murat (1546-1595) tarafından 1583-1585 yılları arasında yapılmıştır. Caminin bulunduğu yerde Sultan III. Murad’ın Manisa’da şehzade olarak bulunduğu sırada, daha önce bir cami yaptırmıştı. Bu caminin yapım tarihi bilinmemektedir. Büyük olasılıkla da Sultan III. Murat’ın tahta çıktığı 1574’den önce yapılmış olmalıdır. Hazine-i Evrak kayıtlarındaki bir belge de padişahın şehzadeliğinde cami yaptırdığı belirtilmiştir. Tarihçi Naima da Sultan III. Murat’ın yaptırmış olduğu eserlerden söz ederken “Manisa’da camii şerif yanında bir medrese icad, müceddeten imaret ve han, tabhane daha yaptırmıştır” demektedir. Günümüzdeki kadar geniş bir alana yayılmayan, cami ihtiyacı karşılamayınca ilk caminin yerine yenisinin yapılmasına karar verilmiştir. Yapı topluluğunun mimarı olarak çoğu kaynaklarda Mimar Sinan gösterilmektedir. O yıllarda Sinan ihtiyarlamış, İstanbul dışındaki yapıları onun ekolünü benimsemiş, mimarlara bıraktığı da bilinmektedir. Caminin yapımına, Mimar Sinan’ın projesine göre Mimar Mahmut Ağa başlamış, ani olarak ölümü üzerine de Hassa mimarlarından Mimar Mehmet Ağa tarafından tamamlanmıştır. Bu bilgiler, Hazine-i Evrak kayıtları ile Sultan III. Murat’ın 1585 tarihli bir fermanından öğrenilmektedir. Muradiye külliyesinin etrafı kesme taştan alçak avlu duvarları ile çevrili olup, duvarların kuzey, güney ve batı yönlerine açılan kapıları bulunmaktadır. Külliyenin asıl girişi kuzeyde, cami ile medrese arasında, üzerinde Kelime-i Şahadet yazılı basık kemerli kapıdır. İlk yapıldığı yıllarda avlunun üç tarafında “U” şeklinde medrese odaları sıralanmıştı. Ancak bu odalar günümüze gelmemiş ve iz bırakmadan yıkılmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğü mimarlarından Y.Mimar Süreyya Yücel tarafından 1955-1956 yıllarında yapılan ve tüm külliyeyi kapsayan onarımında bu avlunun ortasına ve giriş kapısının karşısına sekizgen planlı, geniş saçaklı bir şadırvan yapılmıştır. Caminin önünde beş bölümlü bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Bunun arkasında caminin tüm cephe duvarını kaplayacak biçimde büyük bir kemer yapıya görkemli bir görünüm vermiştir. Bu kemerin iç dolgusu, alternatifli olarak sıralınmış kırmızı ve beyaz taşlarla örülmüş, sivri kemerli, yuvarlak alçı şebekeli iki sıra pencere ve üçgen köşelikler yapının kütlevi görünümünü hafifletmiştir. Burada üst sırada beş, alt sırada da altı pencere bulunmaktadır. Kemerin üstü ise iki taraftan aşağıya doğru inen kademelerle onları tamamlamıştır. Bu görünüm bir bakıma Mimar Sinan’ın İstanbul Edirnekapı Mihrimah Sultan Camisi’ni hatırlatmaktadır. Caminin son cemaat yeri oldukça narin altı mermer sütunun sivri kemerlerle birbirine bağlanmasıyla meydana gelmiş beş bölümlüdür. Sütun başlıkları stalâktitlidir. Bölümlerin üzeri sekiz kasnaklı küçük birer kubbe ile örtülmüştür. Ancak girişi diğerlerinden ayırmak için de orta bölüm de ayna tonoz kullanılmıştır. Döşeme yassı sekizgen blok taşlardan olup bunların arasında, üzerinde Grekçe yazı olan, antik bir yapıdan getirilmiş bir parça dikkati çekmektedir. Giriş kapısı oldukça sade bir profille çerçevelenmiştir. Kapının iki yanında kum saatli motifleri olan sütunçeler ve örgü motifleri dikkati çekmektedir. İki renkli basık kemerli girişin üzerinde iki satırlı yapım kitabesi ve iki yanındaki nişlerde de ayetler yazılı panolar bulunmaktadır. Giriş kapısı üzerindeki kitabe: “Tarakabe ilâzitazemt-ı velceberûl il rahmaniyye ve tarakkabe ila rabbi aimilki vel melekûtil sultanyye esseültanül âzam malikil alem zillullahi alâkaffetil ünem mevlâ mülâkilarabi vel acem es sultan ibn sultan ebülmuzaffer es sultan Murad Han ibn Sultan Selim han halle dalla hiç taalâ saltanatı mi ilen tika it deverain üs sisa hazel cami’ül rafivi bünyan.” Giriş kapısının sağ tarafındaki hücre üzerindeki kitabe: “Maliki feyzi bahrü gevheri cud şadı miki Hicaz-ü Rumu ırak Camii cümlei kemâl olur. Vekat fil biglayet-i şekli muharremül karam assena ihdal Teşnrinievvel samie” Giriş kapısının sol tarafındaki hücrenin üzerindeki kitabe: “Yaptı bir camii bülend da fük, geldi bir ehildil ziyaret için dedi tarihi kebet-ül üşşah”. Caminin ibadet mekânı 28.50 m. yüksekliğinde, 10.80 m. çapında kasnağında 18 pencere bulunan merkezi bir kubbe ile örtülüdür. Güney yönündeki mihrap çıkıntısında ve yan kanatlarda kubbemsi yarım çapraz tonozlu bir örtü sistemi kullanılmıştır. Bu tonozların merkezi kubbeyi taşıyan büyük kemerler ile birleştiği noktaların yerden yüksekliği 18.50 m.dir. Merkezi kubbe pandantifli olup duvar payelerine dayanan dört büyük sivri kemer üzerine oturmuştur. Dışta bunların üzerinde sekizgen planlı dekoratif köşe kuleleri bulunmaktadır. İbadet mekânında en göze çarpan yer mihrap ve çevresindeki çini kompozisyonlardır. Kapı ve pencerelerde olduğu gibi beyaz bir mermer profille çevrelenmiş mihrap nişi poligonal şekildedir. İki yanında kum saati motifleri olan iki somaki sütunçe vardır. Mihrabın üzerinde mermerden oyulmuş palmetli bir taç ve bunun üzerinde de çini bir ayet panosu bulunmaktadır. Mihrap nişini bir kuşak gibi saran çini fatiha suresine yer verilmiştir. Caminin güney batı duvar payesinin önündeki mermer oyma minberin basık kemerli kapısı üzerindeki alınlıkta Kelime-i Şahadet yazılıdır. Minber korkulukları yekpare mermerden oyulmuş geometrik şebekelerle bezenmiştir. Caminin güney doğu köşesine hünkâr mahfeli yerleştirilmiştir. Doğudaki duvarlar içerisine yerleştirilmiş merdivenlerle çıkılan hünkâr mahfili duvarlardaki özengiler ile iki sütun tarafından taşınmaktadır. Mahfelin korkuluk levhaları oyma şebekelerden yapılmıştır. Mahfil içerisindeki mihrap ise kemerli bir niş halindedir. Caminin ibadet mekânını süsleyen çiniler XVI. yüzyıl İznik çinileridir. Bu çinilerde stilize edilmiş motiflerin yanı sıra natüralist çiçek dekorasyonları kendini göstermektedir. Başta mercan kırmızısı olmak üzere çeşitli renklerde parlak zeminli panolar da güller, laleler ve kıvrık dallar bir sıra halinde birbirini izlemektedir. Sultan III. Murat’ın 1585 tarihli bir fermanından anlaşıldığına göre caminin iç süslemesini yapmak üzere hassa nakkaşlarından Mehmet Halife ile birlikte on iki nakkaş İstanbul’dan Manisa’ya gönderilmiştir. Çinilerin yanı sıra kubbe ve kemerler rumiler, madalyonlar ve çiçeklerden oluşan kalem işleri ile bezenmiştir. Ayrıca camide ağaç işçiliğinin en güzel örneklerini sergileyen fildişi, bağa ve sedef kakmalı ceviz ağacından kapılar bulunmaktadır. Caminin minareleri kuzey cephesinde birer şerefeli iki tanedir. Minarelerinin her ikisi de zamanla taşlarının erimesi sonunda yıktırılmış ve 1955-1956 yılında yeniden yapılmıştır. Zeminden 30 m. yüksekliğindeki kaidelerin papuç kısmına geçilir. Bunların üzerinde de Türk üçgenleri ile yuvarlak gövdeye geçilmektedir. Gövde üzerindeki inci kabartma hatlar minarelerin daha ince görünmesini sağlamıştır. Şerefelerin altında da küçük kemercikler, yatay kordonlar ve dört sıralı stalâktit dizileri görülmektedir. Medrese: Sultan III. Murat, ilk caminin yanında bulunan ve daha sonra içerisindeki dervişlerin dine karşı hareketlerinden ötürü yıktırılan zaviyenin yerine Muradiye Medresesi yapılmıştır. Cami ile imaret arasında kalan alandaki medresenin temelleri 1585 yılından sonra atılmıştır. Klasik Osmanlı medrese planları bu medrese de aynen uygulanmıştır. Medrese 30.65x37.50 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı olup kesme taş ve tuğladan yapılmıştır. Medresenin giriş kapısı batı cephesindedir. Bu girişten kubbeli ve tonozlu revaklarla çevrili, dikdörtgen bir avluya girilmektedir. Revakların arkasında kuzey, güney ve doğu cephelerinde medrese odaları sıralanmıştır. Bu odalar 6.00 m çapında, 3.70 m. yüksekliğinde kubbelerle örtülmüştür. Odaların içlerinde ocak ve dolap nişleri bulunmakta, altta mermer söveli, üstte de sivri kemerli alçı şebekeli pencereler bulunmaktadır. Avluyu çeviren revaklar baklava başlıklı ince ve narin sütunların birbirlerine sivri kemerlerle bağlanmasından meydana gelmiştir. Medresenin güneyinde dışarı doğru çıkıntı yapan 7.40x7,50 m. ölçüsünde dershane bölümü vardır. Bu dershanenin üzeri 7.50 m. çapında 12.00 m. yüksekliğinde bir kubbe ile örtülüdür. Dershanenin iki yanına da üçer oda yerleştirilmiştir. Medrese avlusunun ortasında l955-l956 yılı onarımında on köşeli bir mermer bir havuz konulmuştur. Günümüzde medrese Manisa Müzesi olarak kullanılmaktadır. İmaret: Yapı topluluğunun doğusunda bulunan imaretin yapımı 1585 yılında tamamlanmıştır. İmaretin planı yanındaki medreseye benzemektedir. Yapı 45.50x37.20 m. ölçüsünde dikdörtgen planlıdır. İmaretin ortasında kare bir avlu ve bunun dört yanını revaklar çevirmektedir. Revakları taşıyan sütunlar baklava başlıklı ve ince narin görünümlüdür. Revakların arkasında avluyu “U” şeklinde çeviren mutfaklar, yemekhane ve depolar sıralanmıştır. Bunların üzerleri de tuğladan, aydınlık fenerli sekizgen kasnaklı kubbelerle örtülmüştür. İmaretin kuzey cephesine ve yapıya bitişik olarak basık tuğla tonozlu on bir dükkan eklenmiştir. Bunlardan sekiz tanesi imaretin kuzey duvarına bitişik olup üç tanesi de medrese ile imaret arasında kalan avlunun önünde sıralanmıştır. Günümüzde imaretin bir bölümü medrese ile birlikte Manisa Müzesi olarak kullanılmaktadır. Kütüphane: Yapı topluluğunun güneyinde medrese ile cami arasındaki avluda bulunan kütüphane Karaosmanoğulları’ndan Hüseyin Ağa tarafından 1812 yılında yaptırılmıştır. Kütüphane sekizgen planlı, kesme taş ve tuğladan yapılmıştır. Üzerini 7.00 m. çapında bir kubbe örtmüştür. Kütüphaneye kuzey cephesindeki beş basamaklı bir merdiven ile çıkılmaktadır. Girişin önünde çapraz tonozlu küçük bir revaklı sahanlık bulunmaktadır. Yapının doğu, güney ve batı cepheleri dışa kapalıdır. Bunların iç yüzlerine sivri kemerli dolap nişleri yerleştirilmiştir.
__________________
![]()
|
|
|
|
|
|
#6 |
|
|
MevlevihaneManisa, Yukarı Tabakhane Mahallesi’nde, Milli Park içerisinde, Spil Dağı eteklerinde bulunan Mevlevihane, kitabesinden öğrenildiğine göre; Saruhan Bey’in torunu İshak Çelebi tarafından 1368-1369 yıllarında yaptırılmıştır Mevlevihane, İshak Çelebi’nin 1366-1379 yıllarında yaptırdığı Ulu Cami Külliyesi’nin bir bölümünü oluşturmuştur Bununla beraber Mevlevihane külliyenin biraz uzağında bulunmaktadır Mevlevihane külliyenin mimarı Emetullahoğlu’nun eseridir Manisa’da Mevlevi kültürünün yerleşmesi sonucunda, Şer’i sicillerden öğrenildiğine göre Osmanlı döneminde de Mevlevihane işlevini sürdürmüş,1664, l665,1681 ve1694 yıllarında onarılmıştır Cumhuriyetin ilanından sonra dergâhların kapatılmasını içeren yasa ile de Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün mülkiyetine geçmiştir Mevlevihane l960-1961 yılında Y Mimar Süreyya Yücel tarafından, ardından 1982’de Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından, bir kez daha restore edilmişse de yapı tam olarak korunamamıştır Bundan sonra Manisa Yöresi Türk Tarih ve Kültürünü Uygulama Merkezi’ne devredilen yapı 1999-2001 yılında yeniden restore ve dekore edilerek ziyarete açılmıştır Mevlevihane’nin restorasyonunu Celal Bayar Üniversitesi yapmıştır
İshak Çelebi’nin yaptırmış olduğu Ulu Cami’nin vakfiyesinde “Ceddim Hazreti Mevla’na” sözcüğünü kullanmış, ayrıca Mevlevi olduğundan ötürü de Konya Dergâhı tarafından kendisine Çelebilik unvanı verilmiştir Vakfiyede Mevleviliği Batı Anadolu’da yaymak ve yaşatmak amacıyla bu Mevlevihane’nin yapıldığı da belirtilmiştir Evliya Çelebi Mevlevihane’den söz etmiştir: “ Ve şehrin şark tarafında bir mürtefi mesiregah, bir de astanei Hazreti Mevlana vardır Acayip teferrücgâh Mevlevihanedir Bimahanesi ve müteaddid fukara hücreleriile mamurdur Zamanı kadimde kinisa imiş amma abı havası lâtif bağ irem misal bir kânı dervişane yeridir Cümle şehir andan nümayandır Ve kapusu üzre tarikânı dervişane yeridir Cümle şehir andan nümayandır Ve kapusu üzere tarihi budur” Evliya Çelebi’den öğrenildiğine göre; Mevlevihane’nin olduğu yerde daha önce bir Bizans kilisesi bulunuyormuş Mevlevihane 1870 yılına kadar işlevini sürdürmüştür Bu tarihte Manisa’ya Konya’dan Çelebi olarak gönderilen Nakibzade Çelebi Mustafa Efendi Ali Bey Camisinin yanına yeni bir Mevlevihane yapılmıştır Bu Mevlevihane avlu etrafında semahane, türbe, matbah-ı şerif, hücreler ile harem ve selamlıktan meydana gelmiştir Mustafa Efendi’nin ölümünden sonra Fahrettin Efendi postnişin olarak gönderilmişse de Konya çelebinin ölümü üzerine kısa bir süre sonra Konya’ya dönmüştür Bunun üzerine boş kalan Manisa Mevlevihanesi’ne Halim Çelebi gönderilmiştir Halim Çelebi 1900 yılına kadar Manisa’da kalmış, onun da Konya’ya post makamına gitmesi ile yerine kardeşi Murtaza Efendi gelmiştir Celalettin Çelebi dergâhların kapatıldığı 1924 tarihine kadar bu görevde kalmıştır Dergâhların kapatılması üzerine Vakıflar Genel Müdürlüğü 1933’de Ali Bey Camisi yanındaki Mevlevihane’yi 100000 TL’ ya satmıştır Mevlevihane’yi alan kişi de Melevihane’nin matbah-ı şerif dışında kalan kısımlarını yıktırmıştır Arta kalan kalıntıları da 2000 yılında Manisa Belediyesi yıkarak burasını bir park haline getirmiştir Manisa Mevlevihanesi küçük bir tepe üzerine kesme ve moloz taş ile yer yer de yatay tuğlalardan yararlanılarak dikdörtgen planlı, 2760x2025 m ölçüsünde yapılmıştır Yapının köşelerinde kesme taşa, kemer ve tonozlarda tuğlaya, ana duvarlarda ise yığma moloz taş ile tuğlaya yer verilmiştir Pencerelerin lento ve sövelerinde kesme taş kullanılmıştır Mevlevihane’nin doğu ve güney cepheleri şehre bakmaktadır Güneybatıdan Mevlevihane’ye yönelen yol yapının önce güney, sonra da batı cephelerini dolaştıktan sonra kuzeydeki giriş kapısına gelmektedir Buradaki cephe duvarı oldukça yüksek olup yapıyı ana bina ve sundurma olarak ikiye bölmektedir Böylece yapı daha kütlevi bir görünüm kazanmıştır Buradaki dışa açılan pencereler dikdörtgen ve sivri kemerlidir Doğu ve batı cepheleri birbirlerine benzemektedir Kuzeydeki giriş cephesinde kare kesitli dört direk ve doğu ile batı duvarları üzerinde 550x2025 m ölçüsünde bir sundurma bulunmaktadır Adeta bir portali andıran giriş bir niş görünümündedir Kapının üzerinde ve yanlarında fil gözü pencereler açılmıştır Dikdörtgen planlı Mevlevihane’nin semahanesi-mescidi, mutrıp yeri, altı derviş hücresi, harem ve selamlığı, matbahı, kileri bulunuyordu Mevlevihane’nin üzeri toprak damla örtülmüştür Mevlevihane’nin alt katı kapalı avlulu bir medrese planına benzemektedir Burada üzeri kubbeli kapalı bir orta avlu, köşelerde dört eyvanlı simetrik haçvari bir plan uygulanmıştır Kapıdan çapraz tonoz örtülü küçük bir giriş holü bulunmaktadır Bu holün batı ve doğusunda birer oda bulunmaktadır Buradaki güney odası mescit olarak kullanılmıştır Sivri kemer alınlıklı eyvanların üzeri beşik tonozlarla örtülü olup sivri kemerler üzerini orta avlunun kubbesi örtmektedir Aynı zamanda semahane olarak kullanılan orta avlu 720x720 m ölçüsünde kare planlıdır Bu avlunun etrafı yerden 050m yüksekliğinde bir setle çevrilmiştir Mescit 600x790 m ölçüsünde olup iki sıra pencerelerle içerisi aydınlatılmıştır Mescidin iki yanında birbirlerine simetrik köşe odaları yerleştirilmiştir Mevlevihane’nin ikinci katı güneye doğru açık “U” eklindedir Bu bölüm alt kattaki orta avlu, köşe odaları ve derviş hücrelerinin üzerinde bulunuyordu Mevlevihane’nin içerisinde ve dışında bezeme elemanına rastlanmamıştır Bununla beraber 1693 tarihli şer’i sicil kayıtlarında nakkaşa para ödendiği yazılıdır Buna dayanılarak o dönemde iç mekânın bezeli olduğu anlaşılmaktadır
__________________
![]()
|
|
|
|
|
|
#7 |
|
|
MANİSA MÜZESİ
Antik çağlardan beri Sypylos adıyla bilinen dağın kuzey eteklerinde kurulup gelişen Manisa (Magnesia Ad Sipylus) kenti, yaşamını günümüze dek kesintisiz sürdürebilmiş yerleşim yerlerinden biridir Homeros'a göre Troya Savaşı'na katılan Teselya'lı Magnetler tarafından kurulan ve özellikle İÖ VII-VI yüzyıllarda Lydia'lılar döneminde bir uygarlık ve kültür beşiği olan Manisa ve yöresi Roma ve Bizans imparatorlukları döneminin de önemli kentlerinden biridir 1313 yılında Saruhanbey'in kurduğu Saruhanoğulları Beyliği'nin başkenti, Osmanlılar Döneminin şehzadeler kenti olan Manisa; Cumhuriyet Döneminde dinî, kültürel ve mimarî çehresini değiştirmiş, bugün Cumhuriyet Döneminin modern bir kenti olmuştur Yüzyıllar boyunca yöre halkının yaşam biçimlerini, üretim güçlerini, inanç ve zevklerini gösteren belgelerin toplanarak korunması, değerlendirilmesi ve sergilenmesi yoluyla geçmişe vefa borcunu ödemeye çalışan Manisalılar, Manisa il sınırları içinde bulunan taşınabilir kültürel varlıklarını Manisa'ya getirerek depolamış ve ilk kez 29 Ekim 1937 günü zamanın valisi Murat Germen'nin de katıldığı bir törenle müze olarak düzenlenen Muradiye Külliyesinin medrese bölümünde teşhire sunmuşlardır Kareye yakın dikdörtgen planlı bir iç avlunun etrafını çeviren kubbeli revak ve odalardan oluşan Mimar Sinan'ın medresesi, günden güne sayıları artan eserleri depolayacak ve sergileyecek mekânlar bakımından yetersiz kalınca medresenin doğusunda farklı açıdaki bir eksen üzerine konulmuş olan daha büyük hacimdeki imarethane, 1972 yılında müzenin arkeoloji seksiyonu olarak düzenlenmiştir Müzenin arkeoloji seksiyonunda korunmakta ve teşhir edilmekte olan kültür varlıkları özellikle Lydia bölgesinde yaşayan halkların kültür karakterini ve yaşam biçimlerini yansıtması bakımından önemlidir Seksiyondaki eserlerin tamamı Lydia bölgesi höyük yerleşmeleri ile, Sardis "Salihli", Philadelphia "Alaşehir", Thyateira "Akhisar", Julia-Gordos "Gördes", Saittai "Demirci", Apollonis "Mecidiye-Akhisar", Magnesia Ad Sipylus "Manisa", Stratonikeia-Hadrianopolis "Siledik-Kırkağaç", Nakrasa "Bakır-Kırkağaç", Attalia "Selçikli-Akhisar", Daldis "Kemer-Salihli", Tabala "Yurtbaşı-Kula", Aigai "Manisa", Kharakipolis "Çağlayan-Gördes", Maioneia "Menye-Kula" vs gibi antik şehirlerden gelmiştir Bu koleksiyondaki yörenin zengin kültürünü Tunç Çağından başlayarak Bizans Devrinin sonuna kadar kesintisiz izlemek mümkündür İmarethanenin revakları altında; Anadolu'da ilk çağlardan beri tapılan Bereket Tanrıçası Kybele ve Athena, Dionysos, Hermes gibi tanrıların kült heykelleri ile portre özelliği gösteren Roma Devri heykel ve büstleri sergilenmektedir Bizans eserleri arasında Meryem-İsa, meleklerden Cebrail ve Mikail'in mermer rölyefi, Sardis'teki tonozlu mezardan getirilmiş tavus kuşlu mezar freski, gümüş incil muhafazası ve çeşitli Hıristiyanlık sembolleri ile değişik tür kandiller, devrinin özelliklerini en iyi şekilde yansıtır bir düzenleme içinde sergilenmiştir Müzedeki sikke kolleksiyonunda; bölgemizde ve özellikle Sardis'te en eski devirlerden itibaren basılan ve Osmanlı Devri sonuna kadar uzanan döneme ait sikkeleri kronolojik bir sıra içinde bulabilir; Prehistorik, Arkaik, Klasik, Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerinin kültürlerine ait küçük buluntuların birer örneği olan altın diadem, yüzük, küpe, bilezik, gümüş kâse ve kepçeler, bronz figürinler fildişi saç tokalarının her çeşidini görebiliriz (Resim-5-5a-5b) Türkiye'de ve dünya müzeleri arasında ilmi açıdan önemli bir yer tutan ve Sardis Salonu diye isimlendirilen müzenin en büyük salonu, 1957 yılından bu yana yapılagelen Sardis kazılarından edinilen eserlere ayrılmıştır Bu salonda İÖ VII yüzyıldan itibaren güçlü bir biçimde devletleşmiş Lydia'lıların eserlerini, erken Lydia Sardis'inden geç devir Sardis'ine kadar geçen süreç içindeki kültür alışverişlerini tamamlamış olarak bulabiliriz Burada Sardis tanrıları, Sardis içki ve mutfak kapları, ritüel yemeklerinin maddî verileri, çeşitli takıların kalıpları ile ünlü Sardis yöneticilerinin evlerine ait taban mozaikleri ve İÖ VI yüzyılın ortalarında Sardis'te Perslerle yapılan savaşta kullanılmış bronz miğfer ve çeşitli silahlar bulunmaktadır Aynı zamanda geç devir Sardis'inde sinagog'ta kullanılmış krater ve çiftli arslanlar orijinaline uygun kompozisyonlar içinde halka sunulmuştur Müzenin heykel salonunda; sinagog mozaiklerinin yanı sıra Aphrodite, genç kız, genç atlet heykelleri, döneminde yararlılık göstermiş ve şehir meclisleri tarafından onurlandırılmış kadın ve erkeklere ait büyük boy heykeller ve mitolojide önemli yer tutan öykülere ait kompozisyonların yontuları sergilenmektedir İÖ 25000 yıl önce bölgede yaşayan homo sapiens türü insana ait fosil ayak izlerinden başlayan belgelerin sergilendiği diğer bir salonda ise, bölgenin prehistorik yerleşmelerinden gelen ve Tunç Çağı ölü gömme kültürünün en güzel örnekleri olarak bilinen gaga ağızlı ve üç ayaklı seramik kaplar ve rytonlar ile bölgenin erken çağlardaki ibadet biçimlerini ve tanrı fikirlerini yansıtan mermerden yapılmış idollerin türlü versiyonlarını, Miken Devrini temsil eden önemli bir grup (psykter, amphora, kyliks, değişik bronzdan silahlar) oluşturan eserler ve Klozomenai kentine ait pişmiş toprak lahitleri ve küçük buluntuları görmek mümkündür Manisa Müzesi'nin iç ve dış avlularında sergilenen yazıt ve stellerin sayıca bolluğu; bölgenin zengin epigrafik belgelere sahip olması en etkin sebep olmakla beraber müze çalışanlarının yanı sıra, bilim adamlarının ve halkın yazılı belgelere gösterdikleri ilginin ifadesini de taşımaktadır Manisa ve civarında yapılmış yüzey araştırmalarında ve kazılarda elde edilen yazıtlar incelenerek müzeye taşınmış ve konuları hakkında makaleler yazılmıştır Bu yazıtlarda Lydia'nın antik devirdeki kültürel tarihini ve sosyo-ekonomik yapısını, vatanına hizmetleri geçen bireylerin nasıl onurlandırıldığını, imparator ve kralların genelgelerini, Roma Devrinde şehirler arasındaki mesafeleri gösteren mil taşlarını, Roma ve Bizans dönemlerinin dinsel içerikli ifadelerini bulabiliriz Muradiye Külliyesi'nin medrese kısmı, günümüzde Anadolu Türk sanatından örneklerin sergilendiği bir seksiyon olarak düzenlenmiştir Saruhanlılar, Osmanlılar ve Cumhuriyet dönemlerine ait askerî, dinî ve sivil hayatta kullanılan eşyanın sergilendiği seksiyondaki en erken tarihli eser Manisa Ulu Camii'nin minberine ait ahşap kapı kanatlarıdır Kündekarî (geçme) tekniği ile ceviz ağacından yapılmış kapı kanatlarındaki ahşap oyma ve fildişi kakma sanatının mükemmelliği yanında, "Yusufoğlu Fakih"in desenlerine göre Daki Oğlu Mehmet'in yaptığına dair bir kitabenin de yer alması esere tarihî bir belge olma niteliğini de kazandırmaktadır Anadolu Türk sanatında özellikle XVI yüzyılda zirveye ulaşan çini sanatından örneklerin, sırmalı simli kumaş işlemeciliğinden parçaların, XVII-XVIII yüzyıllara ait yazma eser ve yazı aletlerinin yer aldığı vitrinler , ziyaretçilerin ilgisini en çok çeken birer sergidir 1965 yılında Topkapı Sarayı Müzesi'nden naklen gelen eserler de XIX yüzyıl saray yaşamına ilişkin bilgi vermeleri bakımından önem taşır Bunlar arasında sultanın huzuruna çıkan herkesin el etek öpemeyeceği, fakat tahtın kenarlarından sarkan "taht kuşakları"nın öpülebileceğini gösteren atlas kuşaklar ile Türk dokuma sanatının özgün örneklerinden bir kumaşın dikimi ile bütün vücudu içine alan sultanın tıraş önlüğü; altın sırma işlemeli hamam havluları; her yıl hac mevsimi öncesinde Kabe'nin bakım ve onarımında harcanacak paraların toplandığı "surre kesesi" izleyenlerin dikkatini çekmektedir File örgülü çelik zırh, altın desenli miğfer ve dizlik, gergedan derisinden kalkan, okçuluğa ait yay, yüksük, bileklik ile sedef-kemik kakma süslemeli tüfeklerle savaş edevatının yanı sıra her birinde sahibinin ve ustasının isimleri yazılı çelik kılıçlar müze koleksiyonunun nadir eserlerini teşkil ederler Saray eşyası, dini eserler ve askeri silahlar dışında Batı Anadolu'nun zeybeğini süsleyen gümüş takılar ve başlıkların süsü oyalı yemeniler ile Türk kadınının yetenek ve zevkinin birer simgesi olan el işi örtüler, peşkirler ve giysiler müzece tümü sergilenemeyen değerler hazinesidir Thyateira Manisa İli, Akhisar ilçe merkezi sınırları içinde olan Thyateira antik kenti, bugün modern yerleşmenin altında kalmıştır Modern kentin merkezinde bulunan ve Tepe Mezarlığı olarak isimlendirilen alanda, 1968-1971 yılları arasında gerçekleştirilen kazılarda; 2-4yüzyıl arasına tarihlenen bir portiko ile 5-6yüzyıla tarihlenen absidal planlı bir yapının kalıntıları ortaya çıkarılmıştır Portico, Roma İmparatorluk Döneminde, Batı Anadolu'nun birçok kentinde inşa edilmiş olan sütunlu caddelerdendir Apsisli yapının ise dinsel işlevi olmayan bir bazilika olduğu düşünülmektedir Kentin en eski dinsel yapısı olan Ulu Camii'nin yapılış tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, pagan tapınağı olarak yapılıp Hıristiyanlık döneminde kiliseye çevrilmiş olduğunu gösteren mimarî bulgular taşımaktadır 15yüzyılda ise camiye çevrilmiştir Kentin akropolisi, Akhisar Devlet Hastanesi'nin bulunduğu tepedir Philadelphia Manisa İli, Alaşehir ilçe merkez sınırları içinde bulunan kentin büyük bölümü modern yerleşmenin altında kalmıştır Pergamon krallarından II Attalos Philadelphos tarafından kurulan Philadelphia, Roma Döneminde, tapınaklarının ve kentte yapılan festivallerin çokluğundan dolayı "Küçük Atina" diye anılmıştır Bizans Döneminde önemini koruyan kent, bu dönemde sağlam bir surla çevrilmiştir Philadelphia'da yapılmış olan kazılarda, Roma Dönemine tarihlendirilen bir tiyatro ile bir tapınak ortaya çıkarılmıştır Tiyatrodaki kazı çalışmalarında skenenin (sahne binası) büyük bir bölümü ile, caveanın (oturma bölümü) çok az bir bölümü gün ışığına çıkarılmıştır 2yüzyıl da yapılmış olduğu düşünülen tapınaktan ise sadece temel ve bazı mermer architrav blokları günümüze kadar gelebilmiştir Kentin en görkemli anıtlarından birisi de, sadece üç payesi korunmuş olan St Jean kilisesidir 6yüzyılda yapılmış olan bazilika, sonraki dönemlerde de onarımlar geçirmiştir Kazılarda ortaya çıkarılan bir başka yapı da, Bizans surlarına ait olan ve "Doğu Kapısı" olarak adlandırılan bir giriş kapısıdır Birisi yarım daire, diğeri dikdörtgen planlı iki kule ile korunmuş olan kapı, Türk akınları sırasında örülerek kapatılmış ve bu tarihten sonra da kullanılmamıştır Aigai Manisa İli'nin batısında, Yunt Dağları yöresinde, Köseler Köyü sınırları içinde, dağlık arazide kurulmuş olan Aigai Kenti, Herodotos'un bahsettiği 12 Aiol kentinden biridir Arkeolojik verilere göre tarihi Arkaik Döneme (6ve 7yüzyıl) kadar uzanan kent, Hellenistik Dönemde önemli bir merkez haline gelmiştir Bu dönemde birçok yeni yapı inşa edilmiş ve kentin yayılım alanı genişlemiştir 17 yılındaki deprem sırasında oldukça zarar gören kent, İmparator Tiberius Döneminde yeniden inşa edilmiştir Aigai kenti'nin kalıntılarının bulunduğu alan, yörede Nemrutkale olarak anılmaktadır Kentin surları, arazinin durumuna göre inşa edilmiştir Surlar içinde doğuda, önü stoalı, üç katlı agora yapısı ve bu yapıyı taşıyan görkemli istinat duvarları; agoranın kuzeyinde bouleuterion; güneyde teras duvarlı stadion; batıda tiyatro; tiyatronun batısında Demeter tapınağı; kuzeyinde peripteros planlı başka bir tapınağın kalıntıları mevcuttur Kentin yaklaşık 6-7 km doğusunda, Kocadere yatağında da Apollon tapınağı kalıntıları bulunmaktadır Kentte henüz kazı yapılmamıştır Sardes Antik Kenti Lydia Krallığı'nın başkenti olan Sardes kenti, MÖ 6yüzyılda Perslerin Lydia Krallığı'na son vermelerinden sonra bir Pers satraplık merkezi haline gelmiştir Hellenistik ve Roma Döneminde de önemini koruyan, Bizans Döneminde önemli bir piskoposluk merkezi haline gelen kent, Salihli yakınındaki Sart kasabası ile adını günümüzde de yaşatmaktadır Birinci Dünya Savaşı öncesinde başlatılan Sardes kazıları, 1958 yılından bu yana Harvard ve Cornell üniversiteleri ile Amerikan Doğu Bilimleri Araştırma Enstitüsü'nün ortak kalıtımları ile aralıksız devam etmektedir Söz konusu kazılarda, kentin değişik dönemlerine ait önemli bilgiler veren buluntular ele geçirilmiştir Lydia Krallığı'nın zenginliğinin kaynaklarından biri olarak gösterilen altın madeninin, Sart Çayı (Paktolos) kumlarından çıkarılıp arıtılarak işlendiği "Lydia Dönemi altın arıtma ve işleme atölyeleri", 1968 yılında Kuzey Paktolos bölgesinde ortaya çıkarılmıştır Lydia kral mezarlarının bulunduğu "Bintepe" bölgesi, büyüklü küçüklü onlarca tümülüsün bulunduğu alanlardır Herodotos'un Mısır piramitleri ile mukayese ettiği bu tümülüsler, antik dönemde de ünlüydü Kentin akropolü, yüksek ve dik yamaçlı bir tepe görünümündedir Burada MÖ 6yüzyıla tarihlenen ve Lydia taş işçiliğinin özelliklerini yansıtan sur duvarlarının yanı sıra, Bizans Dönemine ait bir kale kalıntısına da rastlanmıştır Bu buluntular, akropolün savunma amacıyla uzun süre kullanılmış olduğunu göstermektedir Artemis Tapınağı Hellenistik Dönemde yapımına başlanan tapınak, muhtemelen eski bir Kybele kültünün kutsal alanında yer almaktaydı Tapınak İon tarzında olup, pseudodipteros planlıdır Başlangıçta Artemis adına yapılmıştır Daha sonraki dönemlerde tapınağın cellası dört bölüme ayrılmış, bu bölümlerde Artemis, Zeus Polieus, Roma İmparatoru Antoninus Pius ve karısı Faustina'ya ait heykel başları bulunmuştur MS 17 yılındaki depremde yıkılan tapınak, İmparator Tiberius zamanında eski plana göre tekrar inşa edilmiştir 4yüzyılda tapınağın güneydoğu köşesine bir şapel eklenmiştir Hamam-Gymnasion Kompleksi Antik kentin merkezi bir kesiminde bulunan yapının planı, "İmparatorluk tipi" denilen bir gruba girmektedir Bu tipin özelliği, oda ve salonların düz bir eksen üzerinde simetrik olarak yerleşmiş olması ve merkezde tek bir halvette birleşmesidir Hamam-gymnasion kompleksinin doğu yarısını kaplayan sütunlarla çevrili palaestra (kare avlu), spor etkinlikleri için, bu mekânın batısındaki tonozlu salonlar ise hamam olarak kullanılmaktaydı Palaestradan hamam bölümüne geçişi sağlayan iki katlı ve sütunlu mekân, mermer avlu olarak adlandırılmaktadır 2 yüzyılın ortalarında tamamlandığı düşünülen yapı, farklı dönemlerde birçok onarım geçirmiştir Sinagog Kentteki hamam-gymnasion kompleksinin palaestrasının güneyinde bulunan bazilika formundaki yapı, Roma İmparatorluk Döneminde (3yüzyıl) bir sinagog haline getirilmiştir Sütunlu bir giriş avlusu ile bir ana mekândan oluşmuştur Yaklaşık bin kişilik bir kapasiteye sahip olduğu düşünülen ana mekanda ve giriş bölümünde zemin mozaiklerle duvarlar ise renkli mermerlerle kaplıydı
__________________
![]()
|
|
|
|
|
|
#8 |
|
|
--------------------------------------------------------------------------------
Manisa Arkeoloji Müzesi (Merkez) Manisa ve çevresinin arkeoloji yönünden son derece zengin olmasından ötürü, ilk defa Manisa’da bir müze kurulması 1934 yılında düşünülmüştür O zamanki Halkevi’nin çabaları Manisa’da görevli öğretmen ve diğer gönüllü kişiler yöreden eser toplamaya başlamışlardır Vali Murat Germen’in önderliğinde Sultan IIIMurat tarafından yaptırılan Manisa Muradiye Külliyesi’nin medresesi 1935 yılında restore edilerek toplanan eserler buraya taşınmıştır Başlangıçta depo şeklinde olan medrese, 1943 yılında Manisa Müzesi olarak ziyarete açılmıştır Müze Müdürlüğüne Halkevi Tarih ve Müze Şubesi başkanı Vahit Armağan getirilmiştir Bundan sonra Muradiye Medresesi 1958-1962 yıllarında ziyarete kapatılarak Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce onarımına başlanmış ve bu onarım YMimar Süreyya Yücel tarafından yapılmıştır Onarım tamamlandıktan sonra Müze yeniden düzenlenmiş, külliyenin imarethane bölümü de müzeye katılmıştır Manisa Arkeoloji Müzesi, arkeoloji ve etnoğrafya eserleri olmak üzere iki bölüm halindedir Arkeolojik eserler külliyenin imarethanesinde, etnoğrafik eserler de medrese kısmında teşhir edilmiştir Müzenin arkeolojik eserler bölümünde Lydia Bölgesindeki höyük yerleşmeleri, Philadelphia (Alaşehir), Thyatira (Akhisar), İulia-Gordos (Gördes), Apollonis (Mecidiyehisar), Magnesia ad Sipylum (Manisa), Attalia (Selçuklu-Akhisar), Daldis (Kemer-Salihli), Tabala (Yurbaşı-Kula), Maioneia (Meye-Kula) gibi antik şehirlerden getirilmiş olan eserler sergilenmiştir Müzede bu eserlerin yardımıyla Tunç Çağı ile Bizans dönemi arasındaki dönemler kronolojik bir şekilde teşhir edilmiştir Bunların yanı sıra Kyble, Athena, Aphrodite, genç kız, genç atlet heykelleri, Meryem-İsa, Cebrail ve Mikail’in mermer rölyefleri; Sardes’teki tonozlu mezardan getirilen tavus kuşlu mezar freski, gümüş İncil muhafazası, çeşitli kandiller müzenin başlıca eserleri arasında gelmektedir Ayrıca Prehistorik, Arkaik, Klasik, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine tarihlenen altın mücevherler, bronz figürinler, fildişi saç tokaları gibi küçük buluntular da onları tamamlamaktadırSardes’te 1957 yılında başlayan ve günümüzde de devam eden kazılarda ortaya çıkarılan çeşitli buluntular, sinagog mozaikleri, kitabeler, steller ve mil taşları da bulunmaktadır MÖ25000 yıl öncesinde yaşamış olan insan fosil ayak izleri, Prehistorik Çağlarda ve Tunç Çağı’nda ölü gömme kültüne ilişkin örnekler, keramikler, rytonlar, mermer idoller, Klozomenai’den getirilen pişmiş topraktan lahitler ve Miken dönemi eserleri de sergilenmektedir Müzenin etnoğrafya bölümünde Manisa Ulu Cami minberinin ahşap kapı kanatları, XVIyüzyıl çinileri, XVII-XVIIIyüzyıla ait çeşitli yazmalar, kesici ve delici silahlar ile yöresel etnoğrafik eserler bulunmaktadır Saruhan Bey Mahallesi, Murat Caddesi No:107 Tel : (0236) 231 10 71 Faks : (0236) 232 00 62
__________________
![]()
|
|
|
|
|
|
#9 |
|
|
![]() Son derece zarif görünümüyle, Konak Meydanı'nı süsleyen Saat Kulesi bir sanat abidesidir 1901 yılında Sultan Abdülhamit'in tahta çıkışının yıldönümü nedeniyle yaptırılmıştır Saati, Alman İmparatoru 2 Wilhelm tarafından armağan edilmiştir
__________________
![]()
Konu brawn_cam tarafından (02-25-2010 Saat 21:11 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
|
|
#10 |
|
|
Ege Denizi'ne Dökülen Akarsular
Ege Denizi'ne dökülen akarsuların büyük bir kısmı doğu-batı doğrultusundaki çökün*tü ovalarına yerleşmiştir Bu akarsular, aynı doğrultuda uzanan dağlardan inen kısa de*relerle beslenir Ege Denizi'ne dökülen akarsuların başlıcaları şunlardır: Gediz, iç Batı Anadolu platoları üzerinde yükselen Murat Dağı'ndan doğar Bozdağlar’ın kuzeyini takip ederek Salihli yakınlarında ovaya girer ve burada Alaşehir su*yunu alır Manisa yakınında, Akhisar ovasından gelen Kum çayını alarak Menemen'in kuzeyinden, İzmir Körfezi'ne dökülür Gediz'in eskiden denize döküldüğü yer çok sığ* olduğundan ve nehir, taşıdığı alüvyonlarla körfezi doldurma tehlikesi gösterdiğinden, daha güneyde olan alt çığın 1886'da değiştirilerek şimdiki yerine alınmıştır Irmağın artık ulaşamadığı deltanın batı kesiminde, başta Çamaltı Tuzlası olmak üzere bazı lagün*ler oluşmuştur Gediz üzerinde Demirköprü Barajı kurulmuştur Küçük Menderes, Bozdağ'dan doğar, Aydın Dağlan ile Bozdağlar arasındaki çö*küntü alanını takip eder ve buralardaki, yamaçlardan inen birçok kolu alarak Kuşadası Körfezi'ne dökülür Taşıdığı alüvyonlarla denizi doldurduğu için, İlk Çağ'da bir kıyı kenti olan Efes, yaklaşık on kilometre içeride kalmıştır Büyük Menderes, çizdiği büklümlerle bir yer şekline (Menderes) adını vermiştir Ege Bölgesi'nin en büyük akarsuyudur Sandıklı Dağlarının batısından ve Dinar yakın*larından kaynaklarını alır Murat Dağı'ndan gelen Banaz çayı ile Denizli yakınlarından geçen Çürüksu'yu aldıktan sonra, doğu-batı doğrultulu geniş ovaya girer Nazilli'de Akçay, Aydın Ma Çine çayını aldıktan sonra Balat ovasında denize dökülür Büyük Menderes, taşıdığı ve biriktirdiği alüvyonlarla büyük bir delta oluşturmuş, döküldüğü yerde körfez, 30 km kadar dolarak kara hâline gelmiştir Bu süreçte Çamiçi gölü oluş*muş, antik liman kenti olan Milet, 8-10 km içeride kalmıştır Büyük Menderes'in yu*karı çığın üzerinde Adıgüzel, Akçay kolu üzerinde Kemer Barajı yapılmıştır Bakırçayı da Ege denizine dökülen akarsulardandır Ege Havzası'nda yer alan diğer bir akarsu da Çanakkale Boğazı'nın batısından de*nize dökülen Meriç'tir Meriç nehri, Bulgaristan'dan gelen Tanca, Batı Trakya'dan gelen Arda çayları ile birleştikten sonra Ergene Irmağı'nı alır ve Türkiye-Yunanis*tan sınırını çizerek Enez yakınında denize dökülür Meriç'in en önemli kolu olan Er*gene, Yıldız Dağlarının tepelerinden inen kollarla beslenir
__________________
![]()
|
|
|
|
![]() |
| Etiketler |
| bolgesi, ege, tanitimi |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
